Emirali Yağan abiye veda - Selim Temo yazdı
Haber
12 Nisan 2022 - Salı 14:03
 
Emirali Yağan abiye veda - Selim Temo yazdı
Emirali abi, bizim kuşak için efsanevî bir isimdi. Bize zorla öğretilen bir dil içinde nefes almaya, belki de çırpınmaya çalışırken imzasını tanıdık. İmzası bir kitabın kapağında, bir etkinlik afişinin üstünde ya da bir dergi sayfasında karşımıza çıkardı, ama o, kimbilir dünyanın neresindeydi.
Yaşam Haberi
Emirali Yağan abiye veda - Selim Temo yazdı

 

FERSUDEAltı yıl önce, tam da baharın böyle bir gününde İstanbul-Beylikdüzü Belediyesi’nde Yaşar Kemal’in yazarlığı hakkında düzenlenen bir panele katılmıştım. Çıkıp oraya gelmişti. Sonunda yüzyüze tanışabilmiştim. Zarif, yakışıklı ve gençti ve insanla insanın abisiymiş gibi konuşuyordu.

 

Hemen kaynaşmıştık. İkimiz de ölüsü ile, kaybı ile vedalaşamayan ve bu yüzden hayatı ve tarihindeki yası dinmeyen bir ailenin çocuklarıydık. Bizim gibi insanlar dünyanın her yerinde birbirini tanır. Kişisel bir ortak tarih olmadan da hemen dost olur.

 

Orada Dersim Defterleri: Beyaz Dağ’da Bir Gün – Kou Spî de Ju Roze’yi imzalayıp vermişti. Yazı dediğimiz şey, bir tarih ve bir hayat parçasının karılması ile yapılan bir şeydir. İşte bu yüzden o kitabın her okunuşunda o dağa sığınanlar yeniden katledilir! Buna “unutmamak” diyoruz.

 

Paris’te yaşadığını söylemişti orada. “Bir gün yolun düşerse misafir ederim” diye eklemişti.

 

Bir gün yolum düştü. Ancak yolumun vardığı yerde o, o sırada bir yolculuğa hazırlanıyordu.

 

Telefonunu bulup aradığımda son derece metin bir ses ile bahsetti bu yolculuğun kaçınılmaz oluşundan. Yola çıkmadan önce bu dünyada bırakacaklarını derliyordu. Gövdesinin yerine bir kütüphane kuruyordu.

 

Emirali Yağan, yaşayan biri olarak hatırlanmak istiyordu.

 

Paris’in Chartes banliyösündeki divanına vardığımda, parmakları ile harfler arasında derin bir uçurum vardı artık. Ama Beylikdüzü’ndeki o abi gözleri yerli yerindeydi.

 

Pek çok şeyden bahsetti. Soluğunun izin verdiğinden daha fazla cümle kurdu. Mehmed Uzun’un son günleri geldi aklıma. Onun gibi Emirali Yağan’ın da dünyaya söyleyeceği son sözleri işitiyordum sanki. Tam kafamdan bu düşünceler geçerken Emirali abi, Mehmed Uzun’u andı ve ekledi: “Anadil önemli. İyi anlayamadık. Urmiye Mavisi’nde köklerime eğildim. Dersim’de derlenmiş çok sayıda metni Türkçeye çevirdim, ama keşke kendi anadilimde daha fazla yazsaydım.”

 

Haseke’yi sordu sonra. Dünyayı sordu. Sonra yaşayan herkesi sordu.

 

En son konuşmamızda telefonda yankılanan mutlu sesi ile “Kirmanşah’tan gelin aldık hoca” demişti. Dünyaya söylediği son sözlere, ailesinin yaslı eşiğine gölgesi düşen bir muradı da eklemişti işte. O zaman içime garip bir his doldu: Emirali abi yolculuk hazırlıklarını tamamlamıştı.

 

Sonra.

 

Sonra Munzur’un kıyısına iner gibi serin adımlarla yola çıktı.

 

Bugün, yolumun düştüğü yerde, Emirali Yağan’ı Munzur’a doğru uğurlamak için toplandık. Ailelerimizden farklı olarak hiç değilse kaybımızla vedalaşabildik!

 

Doğduğu topraklara ancak tabutuyla dönebilmek, dünyadan alacaklı olduğumuzu gösterir abi!

 

Şimdi dünyadan alacaklı bir yolcu olan sana dünyaya gelen bir bebeğe yazdığın bir ninni/şiirini okuyarak veda etmek istiyorum.

 

Sevgili Emirali Yağan, bu şiir, yeniden doğmamız içindir.

 

De Lorî

 

Mezopotamya gecelerinde

pusatsız uykuların özlemi

tütün ve kavdır de lorî

duru bir aşk söylencesinde

sabahlara ulanan

 

dağlara döner yüzünü

ele vermez kederini

 

bel verip ala karlı uçurumlara

dağılır ılgımlara duman duman

kar boran düşer de yollarına

çığlara karışır vay delal

 

has ölümler sınanır

sakınır gazabından

 

ve düşer yollara de lorî, lorî

beyhude dönen değirmen

küllerini öğüten 

 

Oxir vo to rê birawo pîl û zerweş.

 

 

 

 

* Şiir, şairin toplu şiirleri Gitmek Bir Uzun Öykü, s. 161'den alınmıştır.

Kaynak: Editör:
Yorumlar
Haber Yazılımı