Aksu: 1 Mayıs’ta tutsaklık zincirini parçalayacağız!
Haber
30 Nisan 2022 - Cumartesi 15:25
 
Aksu: 1 Mayıs’ta tutsaklık zincirini parçalayacağız!
İktidarın keyfi yasaklarına karşın bu yılki 1 Mayıs’ı da kendi tarihsel meydanı olan Taksim’de karşılamaya hazırlanan Umut-Sen Örgütlenme Koordinatörü Başaran Aksu, “İşçi sınıfına dayatılan tutsaklık zincirini parçalayacağız” mesajını verdi.
Emek Haberi
Aksu: 1 Mayıs’ta tutsaklık zincirini parçalayacağız!

Fersude- Zeynep Kuray

 

İktidarın keyfi yasaklarına karşın bu yılki 1 Mayıs’ı da kendi tarihsel meydanı olan Taksim’de karşılamaya hazırlanan Umut-Sen Örgütlenme Koordinatörü Başaran Aksu, “İşçi sınıfına dayatılan tutsaklık zincirini parçalayacağız” mesajını verdi. İşçi sınıfı ve devrimci mücadele açısından 1 Mayıs İşçi Bayramı’nı 1977’de 42 kişinin katledildiği Taksim meydanında kutlamak tarihsel bir öneme sahip. Özellikle 12 Eylül darbesi sonrası devlet tarafından Taksim 1 Mayıs alanının sistematik bir biçimde yasaklanmasına karşı 2007’den 2010 yılına kadar kıran kırana verilen mücadele meydanın tekrar kutlamaya açılmasını sağlamıştı. Ancak iktidarın Gezi korkusu ve kazanılmış haklara yönelik bitmek bilmeyen saldırı pratiği sonucunda, Taksim sadece 1 Mayıs kutlamaları değil bir bütün olarak tüm eylemler için adeta yasak bölge ilan edildi. Sendika konfederasyonlarının özellikle son yıllarda Taksim alanına sahip çıkmak yerine, 1 Mayıs kutlamaları için ters istikametteki alanları adres gösterme tavrı ise tabanda iktidarın keyfi yasağı kadar büyük tepki toplamaya devam ediyor. Bunca mücadele sonrası bu konuda taviz verilmesini kabul etmeyen Umut-Sen, Nakliyat-İş, İnşaat-Sen, dayatılan yasaklara, yoksulluğa ve sömürüye karşı 1 Mayıs’ı bu yıl da işçilerle omuz omuza Taksim’de kutlamaya hazırlanıyor. Bunca bedel ve mücadele sonrası sendika konfederasyonlarının 1 Mayıs kutlama alanı olarak bu yıl Maltepe’deki dolgu alanını seçmesine tepki gösteren Nakliyat-İş Genel Başkanı Ali Rıza Küçükosmanoğlu ve Umut-Sen Örgütlenme Koordinatörü Başaran Aksu ile konuştuk.

 

‘İŞÇİLERİN KİMSEDEN İZİN ALMASI GEREKMİYOR!’

 

Soma’dan Divriği Maden’e, Migros’tan Trendyol’a son yıllardaki pek çok işçi direnişine omuz veren Umut-Sen’in Örgütlenme Koordinatörü Başaran Aksu açısından konu net: 1 Mayıs’ı kutlamak için işçilerin kimseden icazet ve izin alması gerekmiyor. Aksu, 1 Mayıs’ın işçi sınıfı açısından sömürü, baskı tahakküm karşında kentlerin en merkezi, en işlek ve tarihsel meydanlarında bir araya gelip sermaye ve devlete karşı gücünü, bedenini, cesametini ve iddiasını gösterme günü olduğunu vurguladı. Türkiye’de ise bu tarihsel meydanın 1 Mayıs 1977’de 42 kişinin katledildiği Taksim Meydanı olduğunu kaydeden Aksu, hiçbir keyfi yasaklamanın bu gerçeğin önüne geçemeyeceğinin altını çizdi.

 

‘SON 10 YILDIR BÜYÜK İHANET VE SATIŞ SÖZ KONUSU’

 

Özellikle 2022 yılı 1 Mayıs’ının işçiler açısından çok daha büyük önem taşıyan bir atmosferde karşılandığına işaret eden Aksu, Ocak ayından bu yana on binlerce işçinin sarı sendikalara muhtaç olmadan ve onlara mesafe koyarak zulme, sömürüye, haksızlığa, adaletsizliğe, eşitsizliğe karşı fiili ve militanca direnişler sergileyerek haklarını kazandıklarını hatırlattı. Bu süreçte Türkiye’nin dört bir yanındaki işçilerin de bu eylemleri yakından izleyip desteklediklerini ifade eden Aksu, “Pandemi döneminde işçiler yoğun çalışma temposu ve hak gasplarıyla karşı karşıya kaldılar. Hayat pahalılığı, yüksek enflasyon, zamların neden olduğu dar boğazda kıvranırken, sermayenin korkunç kârlar elde ettiğine, kendilerinin giderek yoksullaştığına ve haklarının da ellerinden peyderpey alındığına şahitlik ettiler. Durum böyleyken 1 Mayıs’ların daha fazla mücadele günleri olması gerektiğini, ama hem meydanların yasaklanması hem de Hak-İş, Türk-İş, DİSK’in temsil ettiği mevcut sendikal önderliklerin, Türkiye’deki işveren yapısı ve sermaye örgütleri tarafından kontrol altına alınmış olmaları nedeniyle işçiler tekrar bir kapatılmayla karşı karşıyalar” dedi. Bu konfederasyonların özellikle son 10 yıl içerisinde büyük ihanetlere ve satışlara imza attıklarına, işçilere büyük bedeller ödettiklerine dikkat çeken Aksu, bu pratiklerini de işçilerden aldıkları aidatlarla zenginleşerek yaptıklarına işaret etti. Konfederasyonların aidat yağması mekanizmasıyla elde ettikleri konforla işçi hakikatinden ve gerçeğinden uzaklaştığını vurgulayan Aksu, “Burada ikili bir durum var; işçilerin haklarının sermaye tarafından gasp edilmesine aracılık etmeleri nedeniyle elde ettikleri konfor onları işçilerin hakikat dünyasından kopartmış durumda; ikincisi ise bu ihanet ve satış pratikleri işçiler tarafından idrak edilmiş durumda. İşçiler tam da bu yüzden üye oldukları sendikalara mesafe koyup haklarını kendileri aramaya başladılar” diye konuştu.

 

‘SEN KİMSİN Kİ TOPLUMUN 5’TE 4’ÜNÜ OLUŞTURAN İŞÇİ SINIFINA MEYDANLARI YASAKLIYORSUN!’

 

Bu genel durumun 1 Mayıs’lara da yansıdığını dile getiren Aksu, bir taraftan “Taksim’den vazgeçmiyoruz” vurgusunda bulunan DİSK’in kutlama alanı olarak bu yıl da Maltepe’yi seçmesine tepki gösterdi. Yıllardır sistematik hale gelen Taksim yasağını aşabilmek için 2007-2010 yılları arasında büyük bir mücadele verildiğini anımsatan Aksu, şunları kaydetti: “Ya 2010 yılına kadar yapılan mücadelelerin kendisi yanlıştı ya da şimdi yapılanlar yanlış. Ya o zaman DİSK’in yönetimini temsil edenler yanlış bir politika izliyorlardı Taksim ısrarında, ya da 2014 senesinden beri DİSK yönetimini işgal edenlerin tutumu yanlış. Bizce şu anki yanlış. İcazetli, izinli bir tutum sergiliyorlar ve burada bir riyakarlık söz konusu. Bakan, vali ben yasakladım diyor. Oysa bizler işçilere cesaretli olun, haklarınızı arayın, sömürüyle, mobbingle yaşıyorsunuz, hayat pahalılığıyla boğuşuyorsunuz diyoruz. Bu durumun normalde işçi sendikalarının merkezinde öfke doğurması lazım. Bas bas bağırmaları ve keyfi olarak yasaklanmış o meydanlara doğru yürümeleri ve işçiler adına bedel ödemeleri lazım. Çünkü bunlar işçilerden elde edilmiş aidat ve maaşlarla hayatlarını ve faaliyetlerini sürdüren insanlar. Dolayısıyla bunun bir sorumluluğu olmalı işçi sınıfı adına. Bu sorumluluğu almamak, korkmak ve kaçmak anlamına geliyor. İşçi sınıfı Türkiye tarihinin gördüğü en güvencesiz, en yoksullaşmış, en çaresiz noktasındayken işçi sınıfı önderlikleri ne yazık ki en aciz, en korkak, en riyakar noktaya savrulmuş durumda. Türkiye toplumunun 5’te 4’ünü oluşturuyor proletarya, işçi sınıfının etrafındaki emekçi kesimler ve atanmış bir vali, bir bakan ya da bürokrat çıkıp tarihsel meydanı yasakladığını söyleyebiliyor. Neye göre yasaklandın? Sen kimsin? Sen bu toplumun çoğunluğunun çıkarlarının aleyhine yasakları neye göre alıyorsun? Üstelik uluslararası hukuk ve Türkiye’deki yargının yüzlerce kez Taksim’in 1 Mayıs meydanı olduğunu ve bunun yasaklanamayacağını belirten beraat kararları vermesine rağmen kentin merkezinden işçileri kaçırmaya çalışıyorsun.

 

‘12 EYLÜL FAŞİZMİ AMACINA ULAŞMIŞTIR’

 

Durum böyleyken Taksim yerine Maltepe’yi göstermek kabul edilemez. DİSK Genel Başkanı, ‘Bakanla, valiyle konuştuk, izin vermeyeceklerini söylediler, o yüzden biz de Maltepe’ye başvurduk’ diyor. İcazet ve istişareyle Millet ittifakı nereye doğru koşun derse, oraya doğru koşan ve oralarda ikbal arayan insanlardan oluşuyor bu önderlikler. Oysa işçi sınıfı kendi haklarını dile getirmek ve kentin meydanlarında bir araya gelmek için kimseden icazet veya izin almak zorunda değil. Buna bir bakan veya vali karar veremez. Buna ancak işçiler karar verir. Bu durum tam da 12 Eylül faşizminin sendikaları çekmek istediği noktadır ve amaçlarına ulaşmışlardır. Bugün sendikalar dediğimiz bu konfederal merkezler, doğrudan sermaye sınıfının ve sermaye devletinin işçi sınıfına yöneltilmiş ve yedeklenmiş organizasyonları haline gelmiştir. İşçi sınıfının haklarını almak gibi bir hedefleri yok. Yasa dediğimiz şey güç işidir ve sınıflı bir toplumda devlete hakim olan güç sermaye sınıfıdır. Onun karşısında eğer işçi sınıfı organize ise haklarını dile getirip, yasallaştırabilir. Ama son 40 yıldır bütün yasalar işçi sınıfının aleyhine işliyor ve hakları da peyderpey gasp ediliyor. Şimdi bunun karşısında işçi sınıfını bir güç olarak organize etmesi gereken sendikalar, konfederasyonlar ise tam aksine sermayenin işçi sınıfına saldırısını yumuşatmaya, bunu görünmez kılmaya, bu hak gasplarına aracılık etmeye yönelik bir misyon içerisinde. İşçi sınıfından gelebilecek olası bir tepkiyi yatıştırmak üzere sermaye adına tampon görevi gören bir yerde duruyor. Artık işçiler bunun bilincinde ve farkında, o yüzden de kendi şanslarını kendileri yaratıyorlar.”

 

‘YASAĞI TANIMAYACAĞIZ VE MUTLAKA KAZANACAĞIZ!’

 

Konfederasyonların bugün bulundukları içler acısı durumun üstünü örtmek için geliştirdikleri ‘Taksim’de 1 Mayıs kutlansaydı yasak olduğu için işçiler gelmezdi’ argümanının da gerçeği yansıtmadığını vurgulayan Aksu, en yoğun saldırıların olduğu yıllarda dahi işçilerin kitlesel olarak Taksim meydanına sahip çıktığını ve yasağı da bertaraf ettikten Türkiye tarihinin en yüksek katılımıyla meydana akın ettiklerini hatırlattı. Bu söylemlerin sadece gösterilen davranışlara yönelik bir kılıf olduğunu kaydeden Aksu, “Dikkat ettiyseniz DİSK’in 1 Mayıs sloganı, ‘Birlikte değiştirebiliriz’. Bu Kılıçdaroğlu’nun ‘ Az kaldı, seçim olacak, birlikte değiştirebiliriz’ sloganı gibi bir slogan. Ortada bir masal, insanlara muhalefet ediyormuş gibi yapma hali var. Bu oyunu da işçiler bozacaklar ve kendi alternatif yollarını aramaya başladılar. Önümüzdeki dönem bunu göreceğiz Türkiye’de. Bu yıl da geçen yıllarda olduğu gibi, mecburi gitmek zorunda kalmayan hiçbir işçinin konfederal merkezler tarafından yapılan çağrılara kulak vermeyeceği, hazır adres olarak gösterilen meydanlara gitmeyeceği de görülecek” diye konuştu. Umut-Sen olarak tıpkı Nakliyat-İş, İnşaat-İş gibi bu yıl da Taksim’de olacaklarını duyuran Aksu, “İşçi sınıfının çıkarları, hakları, onuru keyfi yasaklarla gasp edilemez. Yasalarla işçilerin bütün hayatını çaldılar, yasaklarla da tutsak etmeye çalışıyorlar. Bu tutsaklık zincirini parçalayacağız, yasağı tanımayacağız ve mutlaka kazanacağız” vurgusunda bulundu.

 

1 MAYIS MEYDANI TAKSİM MEYDANIDIR!’

 

Uzel’den Yemeksepeti’ne ömrünün büyük bir kısmını işçi direnişlerine omuz vermekle geçiren Nakliyat-İş Genel Başkanı Ali Rıza Küçükosmanoğlu, 1 Mayıs’ta kendi sendikası DİSK’in gösterdiği Maltepe dolgu alanında değil, işçi sınıfının tarihsel meydanı Taksim’de olacağını kaydetti. 1 Mayıs Taksim alanının işçi sınıfı mücadelesinde ve devrimci mücadelede öneminin altını çizen Küçükosmanoğlu, 1977’deki kanlı 1 Mayıs’ta CİA ve kontrgerilla tarafından bir katliam yapılarak 42 işçi ve emekçinin katledildiğini hatırlattı. Kanlı 1 Mayıs’ın aynı zamanda 12 Eylül faşizminin önünü açan bir provokasyon olduğunu kaydeden Küçükosmanoğlu, “Bu açıdan Taksim meydanı Türkiye işçi sınıfı için Kemal Türker’in söylediği gibi, 1 Mayıs alanı olmuştur. 2007 yılından itibaren Taksim mücadeleyle kazanılmış bir alan olmuştur. O açıdan Taksim meydanına 1 Mayıs meydanı olarak sahip çıkmak lazım” dedi.

 

‘KAYBETTİĞİNDE DEĞİL VAZGEÇTİĞİNDE YENİLİRSİN !

 

1 Mayıs kutlamalarının adresi olarak bugün Maltepe dolgu alanını göstermenin kabul edilemez olduğunun altını çizen Küçükosmanoğlu, Taksim 1 Mayıs yasağının tamamen keyfi bir yasak olduğuna ve bu meydanda ısrar etmemenin bu keyfiyete yol açmak anlamına geldiğine işaret etti. Hukuki olarak mahkemelerde verilmiş kararlara göre, 1 Mayıs’ın Taksim’de kutlanmasının önünde hiçbir engel olmadığını hatırlatan Küçükosmanoğlu, bu açıdan konfederasyonların işçi sınıfının böylesi yoksullaştırıldığı bir süreçte bu alana sahip çıkma iradesini göstermemesinin Türkiye işçi sınıfı ve sendikal mücadele adına bir zafiyetin göstergesi olduğunu ifade etti. Che Guevara’nın, “Kaybettiğinde değil, vazgeçtiğinde yenilirsin” sözüne atıfta bulunan Küçükosmanoğlu, bugün konfederasyonlar açısından böyle bir durumun söz konusu olduğunu belirtti. Bugüne kadar en kitlesel 1 Mayıs’ların Taksim’de kutlanan 1 Mayıs’lar olduğunu anımsatan Küçükosmanoğlu, “Şu anda dolgu bir alan adres gösteriliyor işçi ve emekçilere. Biz bunu kabul etmeyeceğiz ve adresimizi şaşırmayacağız; her yıl olduğu gibi 1 Mayıs’ın tarihsel meydanında, Taksim’de olacağız” diye konuştu.

Kaynak: Editör:
Yorumlar
Haber Yazılımı