Kürt edebî geleneğinin Marksist halkası: Cegerxwîn
Haber
25 Şubat 2021 - Perşembe 21:43
 
Kürt edebî geleneğinin Marksist halkası: Cegerxwîn
Cegerxwîn’in ilk edebî eserlerini yazmaya başladığı 20. yüzyılın başları, Kürtçe edebiyatta ilk modernleşme eğilimlerinin ortaya çıkmaya başladığı bir dönemdir.
Eğitim Haberi
Kürt edebî geleneğinin Marksist halkası: Cegerxwîn

FERSUDE - Cegerxwîn’in ilk edebî eserlerini yazmaya başladığı 20. yüzyılın başları, Kürtçe edebiyatta ilk modernleşme eğilimlerinin ortaya çıkmaya başladığı bir dönemdir. Bu dönemde Kürtçe yayımlanan gazete ve dergilerde Kürtçe düzyazının gelişmeye başlamasına ve sayıca az olsa da kısa öykü gibi modern edebî türlerde ürün verilmesine karşın, edebiyat alanında şiir başat tür olmaya devam eder. Söz konusu dönemde üretilen şiir, toplumsal konuları şiirde işleyerek farklılaşmasına karşın, özellikle biçimsel olarak klasik Kürt şiirinin etkisindedir. Dönemin önemli bir özelliği de sözlü edebî geleneğin, yazılı edebî geleneğe karşı olan üstünlüğüdür.

 

20. yüzyılın başlarında Kürtçe edebiyatta sözlü geleneğin yaygın olması ve yazılı edebiyatta geleneğin etkili olmaya devam etmesi, tarihsel olarak Kürtçe edebiyatın içinde oluştuğu ve geliştiği koşulların kısmi değişikliklere rağmen temelde aynı kalmasıyla açıklanabilir. Bu dönemde okuryazarlık oranının azlığı ve Kürtçe düzyazının gelişmemişliği temel bir özellik olarak dikkat çeker. Amir Hassanpour, Kürdistan’da Milliyetçilik ve Dil: 1918-1985 adlı kitabında, 20. yüzyılın başında Kürt nüfusunun yüzde doksan yedisinden fazlasının okuma yazma bilmediğini aktarır. Okuryazar oranının azlığı, Vilçevsky'nin “aşırı folklor bolluğu” olarak nitelediği gibi, Kürtler arasında sözlü geleneğin çok canlı olmasına ve halk edebiyatı ürünlerinin üretilip tüketilmesine yol açar. Sözlü geleneğin yoğunluğu ve yazılı edebiyatta geleneksel etkinin devam etmesi, Kürtlerin siyasal ve toplumsal koşullarıyla da ilişkilidir.

 

Cegerxwîn, standartlaşmamış bir biçimde farklı lehçelerle konuşulan Kürtçenin yasal bir statüsünün olmadığı, Kürtçe yazmanın siyasallaştığı ve klasik şiirin belirleyici olduğu bir ortamda Kurmancî lehçesiyle şiir yazmaya başlamıştır. Sözü edilen dönemde kitap basma olanaklarının olmamasından dolayı, şiir ezber yoluyla dolaşıma girmiştir. Yirmili yıllarda Cegerxwîn’in yazdığı şiirlerin de bu şekilde yayıldığı görülür. Ancak otuzlu yıllarda yayımlanan dergilerin, edebiyatın özellikle de şiirin gelişimi için yeni olanaklar yaratması Cegerxwîn’in şiirini de etkiler. Otuzlu yıllarda Cegerxwîn’in şiirleri Hawar, Ronahî ve Roja Nû gibi dergilerde yayımlanır. Özellikle 1932 yılında Mîr Celadet Alî Bedirxan tarafından Şam’da basılmış olan Hawar adlı dergi, Cergerxwîn’in şiir anlayışının biçimlenmesinde etkili olur. Dolayısıyla Cegerxwîn şiirini değerlendirmek için Hawar’ın dil ve edebiyata yaklaşımına bakmak gereklidir. Hawar’da dikkat çeken önemli bir nokta poetik tartışmaların ve kuramsal çalışmaların yokluğudur. Edebiyata ve şiire verilen önceliğe rağmen dergide, şiirin estetiği ve yapısal sorunları konularında herhangi bir tartışma görülmez. Bu durum şairlerin eğitim gelenekleriyle olduğu kadar, milliyetçi tutumlarıyla da ilgilidir. Bu da şiirin sanatsal değerinin ikinci planda kalmasına ve milliyetçi propagandanın ön planda tutulmasına yol açar.

 

Hawar’da iki şiir eğiliminin olduğu görülür. Bunlardan ilki Fransa’da eğitim almış olan Celadet Alî Bedîrxan ve Qamîran Alî Bedirxan’ın Fransız sembolizminden esinlenen şiirleridir. Ancak bu eğilim fazla ön plana çıkmaz. Cegerxwîn, Osman Sebrî, Qedrî Can, gibi klasik şiirin etkisinde yazan şairler dergide önemli bir rol oynarlar. Cegerxwîn’in eser verdiği dönemde poetik tartışmaların yokluğu ve şairin şiirle ilgili düşüncelerini dile getiren düzyazılarının olmaması, hakkında yapılacak değerlendirmelerin büyük ölçüde şiirlerinin incelenmesine dayanmasını zorunlu kılmaktadır.

 

Cegerxwîn’in ilk şiirlerinin konuları doğa güzelliği ve aşktır. Bu temalar son şiirlerine kadar iç içe geçerek, biri diğerini bütünler bir biçimde şiirlerinde görülür.

 

İlk şiirlerinden başlayarak Cegerxwîn şiirinin temel özelliklerinden biri, toplumsal sorunlara duyarlılık ve yerleşik normlara karşı isyanı içermesidir. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Kürt coğrafyasının Türkiye, İran, Irak gibi farklı ülkelerin egemenliği altına girmesi ve Kürtlerin bu duruma karşı gerçekleştirdiği isyanlar, özellikle de Şeyh Sait İsyanı ve sonrasında yaşananlar, Cegerxwîn’e milliyetçi düşüncenin gelişmesine neden olur (Hayat Hikâyem). Bundan sonra milliyetçi duygularla yazan şair, şiirleriyle halkı bilinçlendirmeyi amaç edinir. Milliyetçi ideolojinin yanı sıra Marksist düşünceyi benimsemesinin Cegerxwîn şiirini belirleyen temel ögelerden biri olduğu söylenebilir. Marksist ve milliyetçi ideolojisi doğrultusunda ağalık ve şeyhlik kurumlarıyla mücadele eder ve bu tutumu, şiirinin başat izleklerinden biri olur.

 

Kürt ulusal mücadelesini emperyalizme karşı verilen mücadelenin bir parçası sayar, sınırların yıkıldığı, eşitliğin sağlandığı sosyalist bir topluma olan inancını dile getirir. Ancak sınırların kalktığı, ezilen halkların eşitlik temelinde örgütlendiği bu ütopik dünyada da uluslar anlamını yitirmez. Tersine her etnik kimlik, eşitlik ve özgürlük temelinde birlikte var olmayı sürdürür. Milliyetçi ve Marksist ideolojisi Cegerxwîn’in gelenekle olan ilişkisi üzerinde de etkili olur. Milliyetçi refleksle geleneğe sık sık göndermede bulunur ve kendisini Kürt edebî geleneğinin bir halkası sayar. “Rêberê me Seydayê Xanî” (Önderimiz Üstat Xanî) adlı şiirde kendisini, Mem û Zîn adlı mesnevisinin girişinde Kürtlere güçlü bir hükümdarın etrafında birleşerek Kürt imparatorluğu kurmaları çağrısı yapan Ehmedê Xanî’nin öğrencisi olarak gösterir. “Hey Qehreman Milletê Kurd” (Hey Kahraman Kürt Milleti) şiirinde de Kürtlerin kendi dilleriyle okumalarının ve tarihlerini öğrenmelerinin önemini vurgulayarak Xanî, Haci Qadir, Hejar gibi şairlerin öncü rolüne vurgu yapar. Milliyetçi ideolojisi doğrultusunda geleneği sahiplenir ancak bir materyalist olarak klasik şiirin dinî karakterini yadsır. Geleneğin tasavvufi arka planını sorgular ve klasik şiirin imgelerini çoğunlukla maddi bir dünyanın tasviri için kullanarak geleneği dönüştürür.

 

Cegerxwîn’in Kürtçe şiire yaptığı katkılardan biri gerçekçi bir anlayışı benimsemesidir. Şiirlerinde yer yer içinde yetiştiği geleneğin etkisiyle belirli mecazlar kullanmasına ve sık tekrara düşmesine karşın, şiirindeki göstergeler geleneğin tersine maddi dünyanın sınırları içinde kalır. Cegerxwîn’in Kürtçe şiirin biçim ve içerik açısından farklılaşmasının öncülerinden olduğu söylenebilir. İlk şiirlerinde aldığı medrese eğitiminin etkisiyle klasik Kürtçe şiirin mazmunları ve kalıplarıyla yazar. Ancak zamanla önemli ölçüde aruz veznini ve divan edebiyatı mazmunlarını terk ederek hece ölçüsüyle şiirler yazar, halk edebiyatındaki imgeleri şiir diline taşır. Kürtçeyi egemen ulusların karşısında Kürt kimliğinin en belirgin kanıtı olarak konumlandırdığı için şiirlerinde Arapça, Farsça ve Osmanlıca sözcüklere ve tamlamalara yer vermemeye özen gösterir. Böylece klasik Kürtçe şiirdeki şiir diliyle gündelik konuşma dili arasındaki ayrımı ortadan kaldırarak, konuşma diline yakın bir üslup benimser. Şairin bu tutumu, şiirinin halk arasında yayılmasına neden olur.

 

Cegerxwîn’in anlatıya dayalı şiirler yazması Kürtçe şiirde önemli bir değişime işaret eder. Halk edebiyatının benzer biçimlerinden izler taşıyan bu şiirler, sınırlı anlatım olanakları sağlayan gazel ve kasidenin aşılarak farklı konuların işlenmesine imkân verir. Cegerxwîn’in anlatı şiirleri özellikle farklı toplumsal sınıfların seslerinin duyulmasına olanak tanır. Bu tür şiirlerde genellikle bir olay örgüsü içinde sisteme başkaldırı hikâyeleri anlatılır. Farklı toplumsal kesimlerden karakterlerin birbirleriyle diyalog kurma olanağı sağlanır. Böylelikle köylü, işçi ve kadın gibi geleneksel şiirde sesi duyulmayan kesimlerin talepleri ifade edilir. Örneğin “Fatê û Mela” (Fatê ve Molla) adlı şiirde Fatê adlı genç köylü kızıyla, zengin, ünlü ancak ihtiyarlamış mollanın diyalogunda, molla kendisinin sosyal konumuna ve zenginliğine dayanarak kızla evlenmek isterken, Fatê yaşlı mollanın cinsel yetersizliğini öne sürerek onu reddeder ve cinsel açıdan kendisini tatmin edecek bir delikanlıyı tercih edeceğini belirtir. Görüldüğü gibi yukarıda değinilen anlatı şiiri kadının sesinin duyulmasına olanak sağlamaktadır. Gündelik konuşma diline önem vermesi, aruz vezni yerine hece ve serbest vezni kullanması ve anlatıya dayalı şiirler yazması Cegerxwîn’e geniş anlatım olanakları sağlar. Böylece şiirin alanı genişler ve sözcük dağarcığı zenginleşir.

 

Marksizm, emperyalizm, sınıfsal tabakalaşma, komünist devrim, parti, propaganda, burjuvazi gibi kavramlar ve anlam içerikleri Cegerxwîn’in şiirinde görünür, böylece şiir ideolojik mücadelenin aracı ve alanı olarak işlev görür. Kürtçe şiire getirdiği yeniliklerden biri dünyadaki siyasal gelişmelere değinmesi ve bu şekilde Kürtçe şiirin ilgi alanını genişletmiş olmasıdır. Şair Marksist bakış açısıyla dünyadaki siyasal gelişmeleri şiirine taşır. Filistin sorununu, “Kurd û Felestîn” ("Kürtler ve Filisitin” Kime Ez), Vietnam Savaşı’nı, “Diyan Biyan Fû” (Sewra Azadî), Kore Savaşı’nı“Naçin Şerê Qorê” (“Kore Savaşına Gitmiyoruz” Sewra Azadî) şiirlerinde işler. Sosyalist festivalleri “Çuna Mıhrecanê” (“Festivale gidiş” Kime Ez ), ve sosyalist müzisyenleri, “Heval Pol Robson” (“Yoldaş Paul Robeson” Sewra Azadî) şiire konu eder. Kürtçe şiirde serbest vezinle yazan ilk şairlerdendir. “Ki Me Ez?” (Ben Kimim?) adlı şiiri Kürtçe şiirde serbest vezinle yazılan ilk şiirlerden biridir. “Ben kimim” sorusuyla başlayan şiir, verdiği “Kürdistan Kürdüyüm” şeklindeki cevapla Kürt kimliğine vurgu yapar ve bununla ulus bilincini oluşturmaya çalışır. Şairin ilk serbest vezinle yazdığı şiirin, geleneğin tanımladığı kimliğin dışında yeni bir kimliğin kurulmasını amaçlamasını, ideolojinin şiire biçimsel yansıması olarak okumak mümkündür. Bu noktada Cegerxwîn’in, siyaset, ideoloji ve edebiyatın iç içe geçtiği bir ortamda şiir üretiminde bulunduğunu belirtmek gerekir. Dönemin egemen ideolojisi olan Kürt milliyetçiliği onun şiirinde önemli bir tema olarak yer alır.

 

Yaşamı boyunca Kürtlerin politik durumunun büyük oranda değişmeden kalmış olması ve bu duruma karşılık Kürtlerin mücadelesinin devam etmesi, şiirindeki milliyetçi vurgunun nedenini ortaya koyar.

 

Ömer Faruk Yekdeş'in Nâzım Hikmet ve Cegerxwîn’de aşk şiirinin ideolojisi adlı master tezinden alıntılanmıştır.

Makalenin tamamı için thesis.bilkent.edu.tr

Kaynak: Editör:
Yorumlar
Haber Yazılımı