Buldan: Faizsiz ev ya da araba almak isteyen yaklaşık 54 bin yurttaşımız dolandırıcılık sisteminin mağdurlarıdır
Haber
26 Ekim 2021 - Salı 16:23
 
Buldan: Faizsiz ev ya da araba almak isteyen yaklaşık 54 bin yurttaşımız dolandırıcılık sisteminin mağdurlarıdır
Sınır ötesi tezkerenin Kürt düşmanlığı olduğunu belirten HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, muhalefete “Kürt sorununun çözüm yerini parlamento olarak görenler, tezkere ‘hayır’ demelidir” diye seslendi.
Siyaset Haberi
Buldan: Faizsiz ev ya da araba almak isteyen yaklaşık 54 bin yurttaşımız dolandırıcılık sisteminin mağdurlarıdır

FERSUDE - Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, partisinin Meclis grup toplantısında konuştu. HDP Kadın Meclisi’nin de katılım gösterdiği toplantıda, 30 yıl hapis cezası verilen Özgür Kadın Hareketi (TJA) Sözcüsü Ayşe Gökkan’ın fotoğrafları taşındı. HDP grubuna mağdur edilen Evim Mağdurları da katıldı.  
 
 
AKP döneminde mağdur olmayan hiçbir toplumsal kesimin kalmadığını dile getiren Buldan, “Faizsiz ev ya da araba almak isteyen yaklaşık 54 bin yurttaşımız dolandırıcılık sisteminin mağdurlarıdır. Seslerini duyurmak için buradalar. Bütün devlet kurumlarının kapısını çalıyorlar, TMSF’yle görüşüyorlar ama maalesef sonuç alamıyorlar. Paralarının nerede olduğuyla alakalı aylardır herhangi bir açıklama yapılmıyor. Mağduriyetlerin giderilmesi sadece lafta kalmış durumdadır. Alacak cetvelinde mağdurlar birinci sıraya konulmuş değildir. Kimin parasının önce ödeneceği bilinmemektedir. Bu mağduriyetlerin biran önce çözülmesi iktidarın ve devlet kurumlarının birinci derece görevi ve sorumluluğudur. Bu ailelerin sesleri mutlaka duyulmalıdır” dedi. 
 
 
Buldan, HDP olarak mağdurların seslerini duyuracaklarını ve konunun takipçisi olacaklarını söyledi. 
 
 
KARARI TANIMIYORUZ
 
TJA Dönem Sözcüsü Ayşe Gökkan’a 30 yıl hapis cezası verilmesine dair Buldan, “Bu ceza; bugüne değin 83 kez gözaltına alınan, defalarca tutuklanan ancak kadın mücadelesinden asla geri adım atmayan Ayşe Gökkan’dan elbette ki intikam alma çabasıdır. Karar hukuki değil siyasidir. Kürt düşmanı, kadın düşmanı politikanın bir sonucudur. Bu hukuksuz cezayı kadınlar olarak tanımıyoruz, tanımayacağız” diye konuştu.
 
 
KÜRT DÜŞMANLIĞI 
 
Kadın katillerinin, tecavüzcülerin serbestçe gezdiği, faillerin sırtının sıvazlandığı bir ülkede, kadınların örgütlü mücadelesine saldırıların ilk olmadığını dile getiren Buldan, şöyle devam etti: “Kayyım atamalarından, kadın merkezlerinin kapatılmasına, siyasetçilerimizin gözaltına alınıp tutuklanmasına kadar kadına yönelik baskı ve sindirme politikaları bugün içeride, dışarıda her yerde olağanca hızıyla devam etmektedir. Yine DTK Eşbaşkanı Sevgili Leyla Güven ve Diyarbakır İl eşbaşkanımız sevgili Hülya Alökmen’in de aralarında olduğu kadın tutuklulara Kürtçe şarkı söyledikleri ve halay çektikleri için iletişim ve görüş yasağı verilmişti. Karara yapılan itirazda mahkeme, verilen cezada bir isabetsizlik bulmamış. Kürtçe düşmanlığını isabetli bulan bu yargı zihniyeti, iktidarın Kürt düşmanlığından cesaret almaktadır. 
 
 
TUĞLUK TAHLİYE EDİLMELİ
 
Sevgili Aysel Tuğluk ciddi sağlık sorunları yaşamasına rağmen cezaevinde tutulmaya devam etmektedir. Tuğluk’un yeri cezaevi değildir, tedavisi için zaman kaybetmeden acilen tahliye edilmesi gerektiğini ifade etmek istiyorum. Aynı zamanda Adalet Bakanlığına çağrımızı ve uyarımızı yapıyoruz. 
 
 
GARİBE GEZER’E SALDIRI
 
Kayseri Bünyan Kadın Kapalı Cezaevi’nde bulunan kadın tutuklu Garibe Gezer’e yapılan insanlık dışı işkence ve cinsel saldırı kamuoyuna yansımıştır. Avukat ve ailesinin aktardığına göre 22 günlük hücre cezasının ardından üç kişilik koğuşa geçmek isteyen ancak talebi kabul edilmeyerek tek kişilik hücrede tutulan Gezer, bu durumu protesto ettiği için süngerli oda denilen hücreye götürülmek istenmiş, bu esnada erkek ve kadın gardiyanların saldırısına maruz kalmıştır. Erkek gardiyanlar, postalları ile Gezer’in boynuna basmış, saçlarından tutarak yerlerde sürüklemiş, üzerindeki şalvarı çıkartarak; yarı çıplak bir şekilde erkek tutukluların bulunduğu bölümden geçirmiştir. Baygın bir biçimde saatlerce hücrede tutulan Gezer, intihar girişiminde bulunmuş, ancak çarşafın kopması üzerine yere düşerek başından yaralanmış ve tıbbi müdahale yapılmamıştır. 
 
 
TUTUKLULAR SAHİPSİZ DEĞİL
 
Bu insanlık dışı işkenceyi yapanları, onlara göz yumanları buradan en yüksek sesle lanetliyorum. Adalet Bakanını da insanlıktan nasibini almamış bu işkence sürüsü karşısında derhal harekete geçmeye ve sorumluları derhal yargı önüne çıkartmaya davet ettiğimizi HDP olarak davet ettiğimizi bir kez daha buradan belirtiyorum. Grubumuz bu işkenceyi soru önergesiyle Meclis gündemine taşıdı. HDP olarak cezaevlerindeki gelişmeleri yakinen takip ediyoruz. Her bir ihlalin ve hukuk dışılığın takipçisi olmaya, girişimlerimizi sürdürmeye devam edeceğiz. Tutuklular yalnız ve sahipsiz değildir. Bunu bir kez daha ifade ediyorum.
 
 
CEZALARLA SUSTURAMAZSINIZ
 
Biz kadınlar diyoruz ki, sizin erkek yargınızdan da sizin baskılarınızdan da işkencelerinizden de korkan tek bir kadın yoktur. Bulamayacaksınız da. Her zulmünüzün karşısında kadınların cesaretini ve direnişini görmeye devam edeceksiniz. Evet, Ayşe Gökkan, cesareti ile hep dimdik durmuş, kadın mücadelesinin emekçisi ve çok kıymetli bir yoldaşımızdır. Yıllarca cezaevinde kalan ama kadın özgürlük mücadelesinden asla geri adım atmayan Gökkan’ı bu cezalar ile susturamazsınız, engelleyemezsiniz.
 
 
MİLYONLARCA KADIN SİZİNLE
 
Ayşe’nin dediği gibi kadın, yaşam ve özgürlük dünyaya düşen cemredir. Bizler bu cemreyi yok etmenize izin vermeyeceğiz. Ve bizler çok iyi biliyoruz ki, bu kararları verenler, bu hukuksuzlukları yapanlar gidecek, Ayşe Gökkan, Leyla Güven, Hülya Alökmen ve tüm yol arkadaşlarımız Kürtçe şarkılarla, halaylarla serbest kalacaktır. Hep birlikte baskılara, tutuklamalara, savaş politikalarına karşı yine mücadele edeceğiz. Buradan tutuklu tüm kadın yoldaşlarıma kucak dolusu selam ve sevgilerimi gönderiyorum. Yalnız değilsiniz, milyonlarca kadın sizlerledir diyorum. 
 
 
SINIR ÖTESİ TEZKERE 
 
Halkın gündemi, yoksulluk, işsizlik, geçim derdi ve adaletsizlik iken iktidara bakıyoruz gündemleri yine savaş tezkereleridir. Irak/Suriye Birleşik savaş tezkeresi bugün genel kurulda görüşülecek. Her yıl tezkerenin süresini bir yıl uzatan iktidar, bu kez süreyi 2 yıl uzatmak istiyor. Demek ki İktidar, bir yıl sonra AKP grubunun kalıp kalmayacağından ve meclisi toplayamayacağından endişe ettiği için süreyi 2 yıl uzatarak tezkereyi garanti altına almaya çalışmaktadır. Gidici olduklarını kendileri de görmektedir. Bu tezkere iktidarın aynı zamanda gidiş tezkeresidir. 
 
 
ÖSO’YA NEFES ALDIRMA TEZKERESİ
 
2023’e kadar parlamentoyu savaş siyasetinin ipoteği altına almaya çalışan tezkerenin adını doğru koyalım: Uluslararası hukuka aykırı olan bu tezkere içeride ve dışarıda çözümsüzlük tezkeresidir. Çürümüş yolsuzluk ve rant düzenini ayakta tutma tezkeresidir. İflas etmiş ekonominin, büyük çöküşün üzerini kapatma telaşıdır. Suriye barışını sabote etme, çatışma ve istikrarsızlıktan nemalanma tezkeresidir. Bu tezkere Kürt düşmanlığı tezkeresidir. Suç örgütleri; ÖSO’ya, IŞİD’e, El Nusra’ya nefes aldırma tezkeresidir. Bu tezkere, toplumsal desteğini her geçen gün kaybeden AKP iktidarının seçim kampanyasıdır."
 
 
GEÇİN BUNLARI
 
Suriye halklarına karşı işlemedik suç bırakmayan ve bu suçları Birleşmiş Milletler ve uluslararası izleme örgütlerince de defalarca belgelenen suç gruplarına destek anlamına gelen bu tezkere, yeni insanlık suçlarına zemin oluşturmaktadır. Neymiş? ‘Terör’ koridoruna izin vermeyeceklermiş. Geçin bunları. Geçin diyoruz AKP hükümetine; ‘Koridor’ arıyorsanız, Suriye’nin içini karıştıran ve sizden yüz bulan yapılara bakacaksınız. Onlara Tel Rıfat’ta, Menbiç’te hatta İdlib’te açmaya çalıştığınız alanlara bakacaksınız. Bir koridor varsa o da IŞİD terörüydü ve o Kobanê halkı bu koridoru da bir daha açılmamak üzere çoktan kapatmıştır. Bu da böyle biline. Kuzey ve Doğu Suriye halklar arası barışın koridorudur, istikrarın, demokrasinin koridorudur. Bunu böyle bileceksiniz.
 
 
IŞİD’E KARŞI SESİNİZ ÇIKTI MI?
 
Oradan Türkiye’ye bırakın saldırıyı ancak ve ancak barış eli uzanır ki Kuzey Suriye halkı sürekli barış elini zaten uzamaktadır. Saldırı arıyorsanız İdlib’te askerlere defalarca saldırı düzenlendi. Vekâlet savaşındaki ısrarınız nedeniyle daha geçen yıl 33 asker yaşamını yitirdi. Herhangi bir açıklama yapılmadığını da Türkiye kamuoyuna sunmak isterim. Hatay Valisine açıklama yaptıran iktidar bir yıldır suskun. Yine askerleri yakarak katleden IŞİD’e karşı sesiniz çıktığını gördünüz mü? Hep birlikte görüyoruz takip ediyoruz. Hatta onların medya sorumlusunun Türkiye’de şirket kurduğu iddiaları gündeme geldiğini de hatırlatmak isterim. Neden gıkları çıkmıyor? Meseleniz illa güvenlik ise bunun yolu Suriye iç barışından geçer. Bunun yolu Suriye’den elinizi biran önce çekmenizden geçer. El Nusra türevi örgütlere yönelik beklentinizi kesmekten geçer. Çatışmaları durdurmaya yönelik barışçıl politikalar üretmenizden geçer. Acı ve yıkımdan başka bir şey getirmeyen bu yanlış politikadan biran önce vazgeçmenizden geçer.
 
 
OYUNLARINIZ BİR BİR BOŞA ÇIKACAK
 
İktidarın tezkeredeki amacını gayet iyi biliyoruz; Suriye’de barış süreci asla gelişmesin, çatışma sürsün, mülteci krizi devam etsin bundan fayda sağlasınlar. İşte gerçek amaç budur. Bunu da Türkiye toplumun iyi bilmesi ve görmesi gerekiyor. Ama bu politikanız artık çöktüğünü AKP iktidarı ve ortağının da görmesi gerekir. Suriye, hızla barışa ortamına hazırlanıyor. Bunu bozmaya gücünüz yetmeyecektir. Suriye halkları kendi geleceğini, demokratik yönetimini oluşturacaktır. Buna mani olamayacaksınız. Kurmaya çalıştığınız savaş-çatışma dengesi tutmadı, tutmayacaktır. Oyunlarınız bir bir boşa çıkacaktır. 
 
 
SAVAŞ POLİTİKALARINA BÜTÇE VAR ÖYLE Mİ?
 
Buradan iktidara sesleniyorum: Suriye’ye askeri operasyon naraları atarak, içeride yarattığınız büyük ekonomik, toplumsal çöküşün üzerini asla örtemeyeceksiniz. Bakın kötü yönetiminiz yüzünden halk açlıktan, yoksulluktan, işsizlikten adeta kan ağlamaktadır. Peş peşe yaptığınız zamlar zulme dönüştü. İşçiye, emekçiye, çalışana, emekliye, asgari ücretliye, esnafa, çiftçiye, EYT’liye kaynak yok! Ama talan düzeninizi sürdürmek için yürüttüğünüz savaş politikalarına bütçe var öyle mi? Bakıyoruz; 2022 yılı bütçesini de bir savaş bütçesi olarak Meclis’e gönderdiler. Bu bütçe; varlık sebebini savaş politikalarına, Kürt düşmanlığına bağlayan iktidar bütçesidir. Çürümüş düzenin bir bütçesidir. Halkın bütçesi asla değildir. Bu bütçe aynı zamanda iktidarın son bütçesidir. Gidiş bütçesidir. Bunun da müjdesini buradan vermek istiyorum.
 
 
BUYRUN SİZE KORİDOR
 
Merkez Bankası’nın faiz indirimiyle TL’yi dolar karşısında mum gibi erittiklerini hepimiz görüyoruz. Şubat ayından bu yana TL’deki değer kaybı yüzde 35’lerde. Sorumlusu bu iktidardır. Kendisi her gün kaybederken, TL’ye de kaybettiren bir iktidar var. Evet, TL eriyor, AKP’ de eriyor, daha da eriyecek AKP ama biz TL’nin değil, sadece ve sadece AKP’nin erimesi için mücadele yürüteceğiz. Dolar, enflasyon fırladıkça bunlar Suriye diyorlar. Halk, zamlara karşı öfkesini gösterdikçe, beka diyorlar, yok bilmem ne koridoruna izin vermeyeceğiz diyorlar. Siz önce kurduğunuz büyük yolsuzluk koridorunu bir kapatın. Önce bir kendinize bakın. Önce bir aynaya bakın ondan sonra diğer koridorlarla uğraşın. İşte gri listeye alındı Türkiye. OECD’ye bağlı Mali Eylem Görev Gücü tarafından. Üstelik Türkiye de bu kuruluşa üyedir. Kara para faaliyetleri ve terörün finansmanından dolayı. IŞİD ve türevi örgütlerle ilişkilerden dolayı. Koridor mu arıyordunuz? Evet, buyurun size koridor. Eserinizle gurur duyun diyoruz. 
 
 
Hep söylüyoruz: Savaş kirletir. İşte tezkerelerin sonucu gri listedir. Bir sonraki aşama gri liste değil kara listedir. Buradan bir kez daha vurguluyorum. İnsanlar, yoksulluğun, işsizliğin, zamların hesabını sormasın diye sarıldığınız savaş tezkereleri sizi kurtarmaya yetmeyecektir. Yarattığınız çöküş ve yıkım Suriye kılıfına sığmayacak kadar büyüktür. 
 
 
TEK DERTLERİ KENDİ KOLTUKLARI
 
Buradan kamuoyuna ve toplumun her kesimine seslenmek istiyorum; Bu iktidarın beka, güvenlik, iç düşman, dış düşman gibi yalanlarına sakın ama sakın inanmayın. Bunların tek derdi kendi koltuklarının bekasıdır. Her grup toplantısında bunun altını önemle çiziyorum. Bunlar, savaş siyasetini canlı tutarak, yolsuzluğun, vurgunların, yoksulluğun, işsizliğin ve zamların üstünü örtmeye çalışmaktadır, herkes bunu böyle bilsin. Yoksulluğun da işsizliğin de en büyük nedeni savaşa harcanan paradır yani savaş harcamalarıdır. Bunlar Suriye operasyonunu gösterirken, asıl operasyonu içeride yapacaklar. En büyük zamları yapacaklar. En büyük ekonomik vurgunları yapacaklar. Tezkere, çiftçinin mazotuna yeni zamlar demektir. Elektriğe, gaza, akaryakıta yeni zamlar demektir. Halkın sofrasındaki ekmeğin, zeytinin çalınması demektir. Öğrencinin cep harçlığından daha da kısılması demektir. 
 
 
SAVAŞ POLİTİKALARINA KARŞI DURALIM
 
Tezkere daha fazla yolsuzluk, daha fazla yoksulluk ve işsizlik demektir. Bakın 2015’ten buyana Kürt sorununda izledikleri çatışma politikasının ekonomik maliyeti 600 milyar doları bulmuştur. Askeri operasyonların neticesi, halka yönelik ekonomik operasyondur. Devrilen çözüm masasının neticesi, halkın devrilen sofrasıdır. Türkiye halkı bu gerçeğin farkına varmalıdır. Eğer demokratik çözüm olsaydı tüm bu kaynaklar halka gidecekti, halk bu ekonomik çöküşü asla yaşamayacaktı. Kimse aç ve işsiz kalmayacaktı. Bu nedenle savaş politikalarının karşısında hep birlikte duralım. Hep birlikte savaşa karşı çıkalım. 
 
 
MUHALEFETE ÇAĞRI
 
Barışa hep birlikte sahip çıkalım. En büyük barış ittifakını oluşturalım ki, Türkiye’yi bu karanlık döngüden birlikte kurtaralım. Buradan siyasal muhalefete de seslenmek istiyorum. İktidarın Suriye tezkeresiyle Türkiye’yi yeni maceralara sürükleme ve kendi koltuğunu sağlamlaştırma gayretlerine destek olmayın. Kaybetmekte olan iktidarın değirmenine su taşımayın. Suriye halklarının barış çabalarını sadece sabote edecek savaş ve yıkım politikalarına alet olmayın. Suriye barışının yanında yer alın. Diyaloğun, çözümün ve müzakerenin yanında yer alın. ÖSO’ya, IŞİD’e, El Nusra’ya uzanan bu tezkereye siz de evet oyu vererek el uzatmayın. Evet oyu verecek ellere bunları hatırlatmak istiyorum. 
 
 
KÜRT SORUNUN ÇÖZÜMÜ PARLAMENTO DİYENLER..
 
Kürt sorununun çözüm yerini parlamento olarak görenler tezkere hayır demelidir. Tezkereye evet demeniz bu kadim sorunun çözümsüz kalmasına hizmet etmektir. Bundan kaçının. Kürt sorununu 38 yıldır sınır ötesi operasyonlarla çözmeye çalışan akıl, 38 yıldır Türkiye halklarına kaybettirmeye devam etmektedir. Bu yöntemlerle çözüm olmayacağı artık görülmelidir. Bu inkârcı, imhacı ezberden ve akıldan kurtulmanın tam da zamanıdır. Meclise de bir çağrı yapmak istiyorum; Gelin bu parlamentoyu çözümün, barışın güçlü zemini yapalım. Savaş korosunun değil barışın sesi yükselsin bu Meclis ve parlamentodan. Biz HDP olarak bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da savaş politikalarının karşısında durmaya, barışın yanında yer almaya kararlılıkla devam edeceğiz. 
 
Sorunların çözüm yolunun savaş ve çatışma politikalarından değil diyalog ve müzakereden geçtiğini güçlü bir biçimde savunmaya devam edeceğiz. Türkiye halklarının geleceği ve çıkarı, tezkere için kalkacak hayır oylarındadır, diyoruz. Hayır oylarında hayır vardır diyoruz. Muhalefete hayır oyu vermek için bir fırsat daha tanıdık. İktidarın tezkerelerle, savaş siyasetiyle ayakta tutmaya çalıştığı bu çürük düzeni Türkiye halklarının iyi tanıması gerekir. 
 
 
DEVLETİ İKTİDAR ADINA PARSELLEME SİSTEMİ
 
Biliyorsunuz günlerdir TÜGVA’nın faaliyetleri gündemdedir. TÜGVA bir sistemdir. Devleti, kamuyu iktidar adına parselleme sistemidir. Bakın bunlar anayasa, hukuk ve etik kural tanımayan paralel bir sistem kurdular. Bu sistemin nasıl çalıştığını ben size tek tek anlatacağım. Sistemin en tepesinde Saray yer almaktadır. 
 
TÜGVA, bu sistemin yürütme gücüdür. Kamuya yandaş mı alınacak? TÜGVA üzerinden uygulamaya geçirilmektedir. KHK ile ihraçların yeri mi doldurulacak? TÜGVA görevdedir. Kamu arazisine, KHK ile kapatılan kurumların taşınmazlarına mı çökülecek? TÜGVA anında iş başındadır. Kamuya üst düzey atama mı yapılacak? Yargıya yandaş hâkim savcı ataması mı yapılacak? Referans TÜGVA’dır. Öğrenci yurtları mı paylaştırılacak? Bu vakıf işin merkezindedir. Saray, tüm kamuyu TÜGVA üzerinden kontrol ve dizayn etmektedir. Bu sistemin bir diğer ayağı paralel kumpas yargısıdır. Siyasi operasyonlar, bu kumpas yargısı eliyle yürütülmektedir. 
 
 
KOBANÊ DAVASI
 
Kobanê kumpas davası, HDP’ye açılan kapatma davası, seçilmişlerimize, yöneticilerimize yönelik gözaltı tutuklama operasyonları, vekillerimiz hakkındaki hukuksuz fezlekeler, muhalif kesimlere yönelik soruşturma ve davalar bu paralel yargı üzerinden yürütülmektedir. Tetikçi medya paralel sistemin psikolojik savaş ayağıdır. İtibarsızlaştırmaya yönelik yalan haberler, hedef gösterici, ırkçı nefret söylemi içeren yayınlar bu medya aracılığıyla yapılmaktadır. Sosyal medyadaki trol ordusu da bu bir yapının parçasıdır. 
 
 
BİRŞEYLERİN AÇIĞA ÇIKMASINDAN KORKUYORLAR
 
Paralel sistemin, paramiliter gücü ve örgütlenme ayağında ise referansı JİTEM olan SADAT gibi yapılar, güvenlik bürokrasisiyle iç içe olan mafyatik yapılar ve gruplar bulunmaktadır. Bir hukuk devletinde SADAT gibi suikast ve sabotaj eğitimi faaliyetleriyle anılan bir yapı olabilir mi? Ama ne yazık ki Türkiye’de böyle bir yapı var ve işlevsel haldedir. Faaliyet halindedir. Geçen hafta grubumuz SADAT faaliyetlerinin araştırılması için meclise grup önerisi verdi ve AKP-MHP oylarıyla reddedildi. Bu yapının gizli kapaklı işleri yoksa neden araştırılmasından korktuklarını bir kez daha sormak istiyoruz. Demek ki bir şeylerin açığa çıkmasından korktukları için önergeyi reddettiler.  
 
 
BİRÇOK KURUM AKP TEŞKİLATINA DÖNÜŞTÜ
 
Partimize, muhaliflere ve demokrasi güçlerine yönelik tehdit, şantaj, insan kaçırma, muhalif siyasetçilere saldırı, linç girişimi bu yapıların örgütlediği faaliyetler olarak karşımıza çıkmaktadır. AKP’nin il başkanlarına dönüştürülen valiler, kaymakamlar, emniyet müdürleri hukuksuz kararların uygulayıcısı olarak bu paralel düzenin yereldeki aktörü haline getirildiler. 
 
5’li çeteyi oluşturan yandaş holdingler, Varlık Fonu, başına yandaş birini getirdikleri Borsa İstanbul ise iktidarın kurduğu düzenin paralel ekonomik ayağıdır. Kamu ihaleleriyle, garanti ödemeleriyle, vergi affıyla, vergi kaçakçılığına göz yumulmasıyla paralel ekonomilerini oluşturdular. Merkez Bankasını, TÜİK’i, BDDK’yı ve daha birçok kurumu AKP teşkilatlarına dönüştürdüklerini de hepimiz biliyoruz. 
 
 
NE HUKUK NE ADALET VAR
 
Tüm bu saydıklarıma elbette Türkiye kamuoyu yabancı değildir. Cemaat döneminin yapılanması bugün AKP iktidarında hayat bulmaya devam ediyor. Hal böyle olunca da ortada ne anayasa kalıyor ne hukuk ne kural ne şeffaflık ne denetim ne de hesap verme gibi bir şey ortada kalmıyor. İşte kurdukları paralel sistem böyle çalışmaktadır. Milyonlarca üniversiteli gencin işsiz kalmasının, milyonlarca insanın yoksullaşmasının, ülke kaynaklarının savaşa, israfa, yandaşa aktarılmasının sebebi iktidarın bu TÜGVA, TÜRGEV, Ensar ve SADAT düzenidir. Türkiye toplumu bunu iyi araştırsın.
 
 
SAVAŞ TEZKERELERİNE SARILIYORLAR
 
Bu ülkede yoksulluk ve açlık gün geçtikçe derinleşirken, her iki gençten biri işsiz iken, yandaşa, eşe, dosta kaymakamlık, hâkimlik, savcılık dağıtılmış. Hem kul hakkını hem de kamu kaynaklarını gasp ederek, servetlerine servet katmışlar. Bu kokuşmuş sistemi kaybetmemek için de her gün yol arıyorlar, yalanlara, savaş tezkerelerine sarılıyorlar. Sürekli kendilerine yeni düşman arayışındalar. 
 
 
BÜYÜKELÇİLERE DAİR AÇIKLAMALAR
 
Şimdi de hukuku hatırlatan büyükelçileri hedef aldılar. Maksatları, içerideki rejim krizinin üzerini yapay dış krizle örtme çabasıdır. AKP Genel Başkanının, 10 büyükelçiyi hedefine alması Türkiye’deki yönetim sisteminin hukuk devleti olmaktan çıktığının en son örneğidir. Bu sözler aynı zamanda evrensel hukuk düzenine bir karşı çıkıştır. Siyasi iktidarın hukuk sistemi içerisinde kalamayacağının, keyfi yönetim anlayışını ve rehine politikasını sürdürme kararlılığının açık ikrarıdır.
 
 
SİYASETÇİLERİMİZ ONURUMUZDUR
 
AKP Genel Başkanı, ‘Demirtaş’ı çıkaramayacaksınız’ diyerek hem tehdit etmekte hem de yargıya açıkça talimat vermektedir. Hangi yargıya? Tabi ki kurdukları paralel kumpas yargısına. Bu sözler, Demirtaş’ı ve diğer arkadaşlarımızın saray talimatıyla tutuklandığının en üst düzeydeki itirafıdır. Yetmiyor, Sevgili Demirtaş’ın ailesine, çocuklarına varıncaya kadar Cumhurbaşkanı hedef almaktadır. Siyaseten baş edemediğiniz Demirtaş’a karşı sergilediğiniz bu yaklaşım acizliktir, korkudur. Demirtaş’tan korkuyorsunuz. Demirtaş ve ailesi bizim onurumuzdur, milyonların onurudur. Figen Yüksekdağ’lar, Selahattin Demirtaş’lar, Abdullah Zeydanlar, Aysel Tuğluk, İdris Baluken  tutuklu bütün arkadaşlarımız bizim, halkımızın, demokrasinin onurudurlar. Siz hukuku çiğnediğiniz, adaleti çaldığınız sürece gittiğiniz her platformda size hukuku hatırlatanlar muhakkak çıkacaktır. Hukuksuzluğunuzu yüzünüze vuranlar her zaman olacaktır. Bundan kaçamayacaksınız.
 
 
ARKADAŞLARIMIZIN ÖZGÜR OLACAĞI GÜNLER YAKINDA
 
Tüm bu hukuksuzluklarınızın son bulacağı yeni bir dönem ufukta yaklaşmaktadır. Talimatlı kumpas yargı düzeniniz de adaletsizlikleriniz de kayyım gasplarınız da, paralel düzeniniz, yolsuzluk sisteminiz de artık sona doğru yaklaşmaktadır. Yolun sonu görünmektedir. Gerçek hukuk ve adalet dönemini hep birlikte karşılayacağımızdan hiç kimsenin şüphesi olmasın. Ve Sevgili Demirtaş da Yüksekdağ da tüm arkadaşlarımızın özgür kalacağı günler yakındır, hiç merak etmeyin. Hiç kuşkunuz olmasın. Tek adamın rehine politikası varsa milyonların da demokrasi ve özgürlükte ısrarı vardır. Mücadelesi ve direnişi var. Kazanacak ve kazandıracak olan da işte budur. 
 
 
YOZLAŞMIŞ SİSTEMİ DEĞİŞTİRECEĞİZ 
 
Hukukun yerine hukuksuzluğu ve keyfiyeti, hakkaniyetin yerine adaletsizliği, eşitliğin yerine ayrımcılığı ve kayırmacılığı, sosyal adaletin yerine sömürüyü, haksız zenginleşmeyi, adil bir ekonomik sistem yerine yolsuzluğu, vurgunu yerleştirmeye çalışan bu yozlaşmış sistemi değiştireceğiz. Bunda sonuna kadar kararlıyız. Türkiye halklarının ortak talebi demokratik bir düzen, adaletli bir yönetim, eşit ve özgür bir yaşamdır. Onurlu bir barıştır. Eşit yurttaşlığa dayanan demokratik bir cumhuriyettir. Türkiye’nin geleceğini işte bu güçlü demokrasi talepleri ve mücadelesi belirleyecektir. 
 
 
ADALETLİ BİR ÜLKE İÇİN MÜCADELE EDİYORUZ
 
İktidarın paralel düzeni değil, halkın merkezinde olduğu demokratik düzen bu topraklarda mutlaka kurulacaktır. HDP işte bunun mücadelesini yürütmektedir. HDP en güçlü demokratik birlikteliği yaratmanın mücadelesini sürdürmektedir, sürdürmeye kararlıdır. Türkiye’nin önünü açmakta, çöküşe karşı çıkış yolunu gösteren tek parti HDP’dir. Elbette bizim tek gündemimiz seçimler değildir. Biz onurlu eşit ve ortak bir geleceğin, güçlü demokrasiyle buluşturulan özgür ve adaletli bir ülke düzeninin kurulması için mücadele yürütüyoruz. 
 
 
BİRLİKTE YÖNETMEYE TALİBİZ
 
Bu ülkenin yoksullarının, işçisinin, emekçisinin, ezilenin, işsizin, emeğiyle geçinemeyenin, öğrencinin, Kürdün, Alevinin, tüm inançların, kimliklerin, gençlerin, kadınların söz sahibi olduğu, kendi geleceğini belirlediği yeni bir dönemin kapılarını açmak için büyük bir mücadele veriyoruz. Değişim isteyen herkese el uzatıyoruz. Her kesime dokunuyoruz. Bu ülkenin halklarının ihtiyacı olan barışı, demokrasiyi, adaleti ve eşitliği tesis etmek için ülke yönetiminde yer almaya adayız, dedik. Bunu demeye de inadına devam edeceğiz. Birlikte kazanmak için birlikte yönetmeye talibiz dedik. Demeye de inadına devam edeceğiz. 
 
 Biz halkla, demokrasi güçleriyle, barıştan ve adaletten, emekten yana olan herkesle, kadınlarla, gençlerle birlikte yürüyerek, birlikte müzakere ederek büyük değişim için yol alıyoruz. Bizim tek bir hesabımız vardır o da halklara ve demokrasiye büyük kazandırmaktır. Bunu da başaracağız. Hep birlikte kazanacağız. Hep birlikte güzel günlere yelken açacağız. Yolunuz ve yolumuz açık olsun diyorum.”
Kaynak: Editör:
Yorumlar
Haber Yazılımı